2008 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2008 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Kasım 2008 Perşembe

Amadou and Mariam - Welcome to Mali- Yerellerin Genellere Yaptığı Nanik


Root music denen mevzuu iyice aldı başını gidiyor. Çok popüler olmasada müzik magazin dergilerinin favorisi yerel müzik grupları ya da müzisyenleri üzerinde denilebilir.Hatta uzun zamandır "indie" kavramının üzerindeki gözler;indienin boktanboyama hale gelmesi ile root music tarafına kaydı.İyide oldu.Tabii hem müzik dergileri hem insanlarda sıkıldı plastik starlardan.Şimdi yeni starlar Amadou and Mariam. Yine MALİ-li bir grup."Sabali" adlı şarkıyı duyunca klasik yerel grup algılarından sıyrılıyorsunuz. Bu durumu Beirut'un balkanlara gitmesede oraların müziğini çok iyi hissetmiş olmasına benzetiyorum. Bu albümde hiç boş yok.Ama ben "Je Te Kiffe" ye bayıldım resmen. Ritmler-bas yürüyüşleri-vokal partisyonlarının iç içe geçişi. Gerçekten çok güzel bir albüm. Top 50 listemde ilk 10da olacağı kesin.2008

22 Kasım 2008 Cumartesi

t.h.e k.i.l.l.e.r.s


The killers "Day & Age" i sonunda çıkardı.Şahsen "Human" ve "Spaceman" i sevmemiştim. Ama albüm fena değil gibi. Daha önce dediklerim çıktı mı çıkmadı yakın zamanda sizlerle bunu paylaşacağım.Ama önce albümü paylaşalım.Albüm Linki yorumların içerisinde...

12 Kasım 2008 Çarşamba

the twilight sad-Killed My Parents and Hit the Road



Bu grubun albüm kapaklarına,Ep kapaklarına bayılıyorum.



"Walking for Two Hours" (live)
"That Summer, At Home I Had Become the Invisible Boy" (live)
"Untitled 28"
"Cold Days from the Birdhouse" (live)
"And She Would Darken the Memory" (live)
"Twenty Four Hours" (Joy Division cover)
"The Weath-er is Bad" (from the short film Brilliant Noise)
"Half a Person" (The Smiths cover)
"Untitled 27"
"Modern Romance" (Yeah Yeah Yeahs cover)
"I Was Hoping Winter was Over"
http://www.myspace.com/thetwilightsad


Daniel Ledwell - Two Over Seven



Günlerden bir gün müzik kutusuna bir adam sıkışmış.Bu adamın sesinide pek kimse duymamış.Duyanlar duymayanların dünyasına dolanmış. Müzik kutusuna bir adam kaçmış.

Daniel Ledwell - Two Over Seven

Piano Magic - Dark Horses [EP] (2008)

Odandasın ve yalnızsın. Sessizlik ustura gibi keskin. Küçükken tahtadan atları olanların şimdi karanlıktan atları var.Pencerenin önünde park ediyorlar...

14 Ekim 2008 Salı

Yasemin Mori-Aslında Tartışılacak Pek Yeni Bir Konu Yok

Ara sıra Türk rock piyasası ile ilgili şeyler yazıyorum. Çünkü "elin adam/kadın"larını övüyor ya da yeriyorken kendi grup ya da müzisyenimizide es geçmememiz gerek diye düşünüyorum. Yakın zaman içinde ilk albümü ile ortaya çıkan "Yasemin Mori" ilk albümü "Hayvanlar" ile Türk alternatif piyasasının dipsiz kuyusuna bir taş attı. Şimdi kimi iyi kimi kötü kimi ilginç kimi geçerli eleştiriler yapıyor. Konuyu ciddi anlamda irdelemek istedim bende. "Yasemin Mori" 26 yaşında genç bir bayan. Şirinde bir görüntüsü var Allah için.Bunun dışında piyasaya göre iyi bir sesi var.(Zaten kaç tane bayan vokal var ki alternatif piyasada)Bir şeyler üretiyor-bunu somut olarak sunuyor ve bir şeyler denemek istiyor bu da belli bu hanım kızın. Yaptığı şey yeni bir şey değil bunu bilmek lazım öncellikle. Çünkü kendisi alternatif kitlenin çoğu gibi bir "batı" hayranı. Ve doğal olarak sevdiği her şeyden bir tutam yapmak istiyor. Verdiği röportajlarda velvet underground,joy division,Queen,The smiths,the doors diyor bir diğer taraftan caz-trip hop diyor bir taraftan etnik ve doğu müziği dinlerim felan filan. Röportajlarda söylediği şeylerden ve bir iki yerde konuşurken onu gördüğümden şunu çıkardım; bu kızın kafası hayli karışık! Bu albüme de yansımış bir durum tabii. Çok şey anlatmaya çalışırken hiç bir şey anlatamamaya teğet geçiyor. Ama bu bir şey anladığımız anlamına gelmiyorda! Müzik,edebiyat,sinema,tarih,siyaset konularında aşırı bir kendimi göstereyim;millet "dolu" olduğumu anlasın durumumu bu onu çıkaramadım tam olarak. Şahsi görüşüm heyecandan affalladığı. Bunuda doğal görüyorum.Çünkü bu işlerde yeni ve genç(çokta heyecanlı ki bu çok belli ve böyle olması güzel bence) Albüme gelirsek 30 dakika kadar bir süre süren bir albüm.2 yıllık bir çalışma ve bundan daha öncede çalıştığını-yazdığını düşünürsek 3-4 yıllık bir uğraşın sonucu bu kadar az olması beni şaşırttı. Oysa ki Ozan çolakoğlu(Tarkan,Nil karaibrahimgil) ve Emre ırmak gibi kaliteli aranjör ve prodüktörlerle çalışması onu zaten elle tutulur yapıyorken en az 45dk lık bir albüm olabilirdi.(ama elinde bu kadar varmış demek-zaten bir müzisyen elinde iyi bir şarkı varsa onu saklamaz ya da saklamamalı) Özellikle bu isimler(Ozan çolakoğlu-Emre ırmak ) olmasa açıkçası pek bir şey olacağını da sanmıyorum.Albümün %50si bu isimler çünkü. Albüme bakınca kafa karışıklığı ve şarkı seçimlerinde ufak hatalar olduğunu düşünüyorum. Ne kadar albüm içinde hemen dikkat çekselerde "arjantin ve nolur nolur nolur" gibi şarkılar albümle örtüşmüyor.(Buna benzer ama janr olarak farklı bir durum Ferhat Göçer'in Son albümü Çok sevdim ikimizide ki Emel Sayın ile yaptığı düet şarkısı "doymadım sana" içinde geçerli idi) Sanki birazda haraketli şeyler olsun-ya bunlarıda koyalım gibisinden bir yol izlenmiş.İyi söz yazıyor deniyor ki zaman zaman bunun hakkını veriyor ama kafa karışıklığı söz yazma noktasında da var.Yoksa diğerlerini anlayamadım diye kötü demiyorum. Ya da kız öyle bir söz yazmış ki muhteşem ama anlaşılmıyor gibi bir durumda yok zaten.Bazı söyler "cümleleri ya da kelimleri bir araya getirmek" ve "fonetik bir uyum" sağlmak adına oynanmış ve değiştirilmiş gibi dururken kendi içeriğini ıskalıyor. Söz yazımı olarak yeni ve orjinal denemeler yapıyor diyeceğim bir durum zaten yok.(sevdiği insanların izinden giderek hafif Björk hafif Sia karması ama ikiside olamayan bir yol bu) Benim albümde söz ve müzik olarak en beğendiğim şarkılar "konuşmak ve mutsuz punk".Kendisi ne kadar kamera karşısında konuşamasa da "konuşmak" diye şarkı yazabiliyor. İronik olsada güzel bir durum. Yani kamera karşısında konuşmasada olur. İşi albüm yapmak onun zaten.Prodüktörlerin tecrübesi ile ilk albümden geçer not kazandığını düşünürken-"piyasaya göre" iyi şeylerde yaptığını düşünüyorum. Ama bu durum "Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler " durumu birazda. Batı müziğine öykünmeye çalışıp bunu az-çok başaran herkese aşırı sevgi ya da aşırı tepki gösterdiğimiz gerçeğini unutmayalım. Zaten alternatif denilen bir piyasa olmadığı için-güzel bir klip-iyi Prodüktörler-şirinliğini ön plana çıkaran bol bol fotoğraflar-akılda kalıcı ve yabancı tınlayan bir isim(Yasemin Mori), ortalamanın üstünde sözler ve şarkı yapıları ile başarı çok zor değil. Yaseminde bunca imkan ile bu kadarını başardı. Nil karaibrahimgil benzetmesinden kendisi pek hoşnut olmasa da(olmuyor sanırım;en azından onu sevenler hoşnut de6ğil) ona benzediği noktalar olduğunu söylemek isterim. Ve onu destekleyenlerin onu diğer kişilerle ya da amatör kişilerle kıyaslerken herkesi konumunda görmeleri ve imkanları dahilinde değerlendirmeleri gerektiğini düşünüyorum. Elbette ki barda Duman coverları yaparak yetişip kendi bestelerini yazan bir gruptan farklı duruyor kendisi. Bilkent grafik okumuş-hali vakti hayli yerinde duran bir kızın-yanına ya da arkasına herkesin alamayacağı aranjör ve prodüktörleri alması-30 dklık bir albüm için hayli ciddi ve çeşitli yayın ve kanallardan destek pompalanmaları ile bir yerlere gelmesine şaşmamalı. Bunca şeye rağmen daha önce dediğim gibi eli-yüzü düzgün bir ilk albüm yapmıştır "Yasemin Mori". Umarım ikinci albümde daha gelişir ve olgunlaşır ki bu da isteğimdir-beklediğimdir.Ama Cem adrian'ın essentials/seçkiler albümünde düştüğü orjinal bir şey yapacağım derken "saçmalama" handikapına düşmez. Olayı zorlamaz umarım. Ayrıca bir grafik tasarımcı olarak yaptığı albüm kapağını beğenmediğimide söylemeden geçmeyim.

http://www.myspace.com/yasemori

11 Ekim 2008 Cumartesi

YOAV-Nine Inch Nails karanlığı Damien Rice Aydınlığı bir arada


2008de kaçırılmaması fırsatlardan biri:YOAV

2008de mp3 çalarınızdan eksik olmayan 2008 yapımı bir albüm var mı? Başka şeyler dinlesenizde geri ona döndüğünüz bir albüm mesela. Hem size ritm tutturan hemde hüzünlendiren bir şey. Benim elime 3-5 albüm geçti diyebilirim. 2008 aslında garip bir sene oldu ama garipliği ile gaipten de sesler duydurdu bana. Yani sanırım dinlediğim şeyler çok değişkenlik gösterirken tekrar köklerime döndüm. İçinde gitar olan şeylere tekrar ruhumu teslim ettim.




"Imagine a record that matches the leftfield edge of Beck or Radiohead with the kind of sure-footed pop hooks Justin Timberlake's people would write a blank cheque for. A record which vividly conjures the life of an insightful outsider, set to the dark, loping rhythms of Massive Attack or Portishead. A record built around a voice that's as sweetly expressive as it is richly soulful. Then imagine that every single sound of it, including the bass & the drums, is performed by one man on his amazingly versatile guitar. That record is Charmed & Strange."




Yoav İsrail kökenli ama hayatının bir kısmını ingilterede bir kısmını amerikada müziğin ruhunun ruhuna sinmesini sağlamak için kendini yetiştirmiş bir adam. Dinlediği ve sevdiği şeyler kendi müziğini tarif ederken birbirinin sağlamasını o kadar güzel yapıyor ki samimi olduğunu buradan da anlıyorsunuz."Buradanda" dememin sebebi ortada-burada zaten çok iyi bir albüm olduğu ve full samimi ve insanı sarıpsarmalayan bir albüm yaptığıdır."Charmed & Strange" bu açıdan 2008'in en güzel işlerinden biridir. İçinde ki pop melodiler-rock müziğin albümün yumuşatılmış belkemiğini oluşturması-elektronik eklentilerin eklenti gibi durmayıp müziğin içine yoğrulduğu ve soğrulduğu-vokallerin zaman zaman değişip hep hüzünbazlıkta kesiştiği bir albüm. Trip*hop ve hip-hop tadı bile alınıyor bazı yerlerde. "Adore Adore" ile macera başlıyor. Klibi yanlış hatırlamıyorsam Fight Club'ın ruhunda ve bilinçaltı ilhamından esinlenmekte. Albüme çok güzel bir başlayış "Adore Adore". Sonra "Club Thing" adlı yarı Justin Timberlake gibi gelen ama bence YOAV'ın ona ironik bir atıfı sayılabilecek isminden belli karanlık Club şarkısı.Hatta 2dk 10. saniyesinde Tool şarkısına dönüşmesinden bile tedirgin olmadım değil. YOAV'ın aklında çok şey var ve bu ona saçmalamaktan çok yeni yollara sapma özelliği katmış."Live" hızlanalım çünkü sonraki şarkı yavaşlayacak hissi veren tempo şarkısı. Sonra "One By One" albümün en iyilerinden olarak karşımıza çıkıyor. Bütün bu ritmler ve darbuka-pad ya da drum machine gibi gelen sesler akustik gitardan geldiğini anlayınca şok oluyorsunuz. Parça içine çekiyor. Vokaller Thom yorke kadar kendinden geçmemiş bir Beck hissi veriyor. "There Is Nobody" hafif The white stripes parçası "Blue orchid"i anımsatıyor. Sonra yine gelişip değişiyor. Her parçada olduğu gibi ara ve dönüş gitar partisyonları burada da var. "Wake up" yine orta-üstü devamlılık şarkısı. "Beautiful Lie" zaten elemanın ilk single'ı. Güzel bir şarkı kendini tanıtmaya müsait özellikleri barındırıyor. Sesinin inceldiği yerlerde sizinde yüzünüz buruşuyor. Sesine çok hakim."Angel And The Animal" şarkısı bir balad kıvamında. Sözlerine bakmadım ama sen meleksin bense hayvan mealinde bir kadına yazılan yakarış parçalarından sanırım."Sometimes" yine tempoyu koruyan ve albümün ritimsel yapısını düşürmeyen bir parça."Yeah, The End" adından da anlaşıldığı üzere sona geldik-umarım seyehat iyi geçmiştir-esenlikler diyen bir parça. Son olarak "Where Is My Mind" coverı çıkıyor. Ne gerek vardı diyorum bir açıdan. Ama farklı bir ruha sokabilmiş kanımca. Format olarak albüme konulsa da olurdu konmasa da diyebileceğim tek iş bu. Yoksa biliyorum ki nasıl bazı büyük yazarlar hala "Don Kişot"u dönüp dönüp okuyorsa "Pixies"ın bu unutulmaz klasiğide herkese ruhunu damıtıp sunmaya devam edecek. Tekrar YOAV'a dönersek 2008in en dinlenesi-en kafa dağıtıcı-en keyif verici albümlerinden biri olarak karşımıza dikiliyor. Aslında pekte dikildiği yok-sanırım ciddi anlamda ilk kritiğini Türkçe bir blogta ben yapıyorum -buna da sevindim açıkçası. İçinde hit şarkının çok olduğu bir albümü dinlemekte-tanıtmakta keyfili YOAV-"Charmed & Strange"-2008




"I've been told it sounds like Damien Rice produced by the Neptunes, or an acoustic Nine Inch Nails, or Beck meets Buckley meets Björk. I'm not sure any of those is right. I guess I'd just say it's left-of-centre pop music inspired by all the big themes in my life and all the music I've been into. It's been a huge and often frustrating journey to get me here." Yoav allows himself a smile. "But it's definitely been worth it."



8 Ekim 2008 Çarşamba

Syd Matters-Ghost Days-2008



2008'i hayalet haleti ruhiyesi ile yaşamanızı sağlayacak bir albüm:Ghost Days


Eğer 2008 albümlerinden bir Top 10 yapsaydım (yapmayacağımı kim söyledi) bu albümlerden biri kesinlikle "Ghost Days" olurdu. Böyle albümleri dinleyince kendimi yollara atmak istiyorum-yürürken rüyalar görmek istiyorum. Sokaklar film çeksin-insanlar kendini oynasın istiyorum. "Syd Matters" o kadar güzel bir adam ki sesinin güzelliği kalbinden geliyor sanki. İlla ki bir kıyaslama isterseniz "Rufus Wainwright" kadar iyi bir ses ve ondan daha "indie" albümler yapıyor. Misal Rufus kent ozanı ise bu karanlığın prensi gibi tınlıyor. "Ghost Days" tam bir oda albümü benim için. Işıkları kapatın ve albümü açın. Şarkıların ateş böceği gibi ışıldadığını ama sizi karanlığa mıhladığını göreceksiniz.


Albüme dönersek "Everything Else" (bulup buluşturup dinleyin) - "Cloudflakes"...Albümün tamamını yazmam gerekecek."Syd Matters" gelirsek Syd Barrett and Roger Waters karması bir isim.."Syd Matters" takma adı "Jonathan Morali"nin kendi isminden fiyakalı ve çok güzel tınlıyor. İsmini aldığı kişilerin yüzünü kara çıkarmayacak bir albümle 2008 tarihli Ghost Days'i bizlere armağan ediyor. Böyle bir hediyeyi sizlerle paylaşmak benide çok mutlu ediyor.

Not: İlk link 2008 albümü "Ghost Days"den. Diğerleri ilk albümden. Hatta "Hello sunshine" bir "Super Furry Animals" coverı.Ayrıca birde Ane Brun ile birlikte söyledikleri "Little Lights" var.Birde kapağı çok güzel...


Syd Matters-Cloudflakes (amazing-download)





Coldplay-Viva La Vida Or Death And All His Friends-2008

İlk albümden son albüme Coldplay hiç değişmedi.Değişen tek şeye değişim deselerde; Coldplay için değişen hem değişimin kaçınılmaz olduğu hemde beklentinin büyük olduğuydu. Her büyük grup dinleyenlerin bu "beklenti"sinden kendi payına olanı alır ve dünyayı sırtında taşıyan Atlas gibi görünmez terler döker. Her yeni albüm-yeni beklentiler ile beraber çağa ayak uydurma ve geçmişten izler taşıma özelliği taşıyacağı için gruplar ya da müzisyenler her yeni albümde bu "baskı"yı yaşar ki bu da doğaldır. Coldplay her albümde bunu az çok yaşadı. Ama özellikle "Viva La Vida Or Death And All His Friends" adlı 2008 tarihli bu albümde bunu daha fazla hissettirdi. Coldplay'in Radiohead'e öykündüğünü herkes bilir. Belki bu önyargıdan kurtulmak için bu kez U2 ya doğru bir yaklaşma yaşıyorlar zaman zaman.Ama daha çok experimental tınıların ve yer yer post rock ruhuda albüme sızdırılmış. En azından bu seziliyor bir kaç kere dinleyince. Bir grup hakkında ki hükümleriniz artık kesinleşmişse hiç bir söylenene kulak asmazsınız. Bu albüm kuşkusuz iyi bir albüm. Bunu Coldplay'in diğer albümlerine bakarak söylüyorum. Evet, bunu "ıÜüParachutes" albümünüde içine katarak söylüyorum. Sonuçta ilk albümden bu yana onlar hiç değişmedi. Her albümde aynı sayıda "hit" var. Bu albümde de o kadar var. Müzikal olarak değişim farklı bir sound bulmak için değil "aynı numarayı kaç kez yutarlar"ın dışına geçirilmiş bir kılıf şeklinde zaten.Bu yüzdende "Brain Eno" albüm için ne yaptı sormak gerek. Bence o olsada o olmasada sanki aynı albümü dinleyecekmişiz gibi bir hava hakim. Her şeyi bir kenara bırakırsak "42" gibi "Lost!" gibi ve bir düzenleme güzellemesi olan "Viva La Vida" gibi dikkat çeken şarkılar var. Özellikle "42" "Those who are dead are not dead/They’re just living in my head"(Ölenler ölü sayılmaz/Hala zihnimde yaşıyorlarken) tam çevirisi "insan unutulduğu zaman ölür" gibi hoş sözlerde içeriyor. Kuşkusuz Chris ve arkadaşları bir şeyler yapmak için çalışıyor ve zaman el verdikçe çalışacaklar gibi görünüyor. "Time is so short and I’m sure/There must be something more )

26 Eylül 2008 Cuma

Metallica-Death Magnetic(2008)

Albüm çıkmadan kısa Metallica-Death Magnetic yazımda dediklerim çıktı.(önceki kısa kritiği okumak için tıkla) Pek kehanet sayılmıyordu gerçekten ne olacağı ve Metallica St. Anger gibi bence cesur ve gerekli bir adım atmışken şimdi ayağını yorganına göre uzatma derdine düşmüş-anlamını azaltmış bir grup olarak çıktı karşımızda.Ülkemize de gelip 3 trilyon kadar bir parayı alıp giden bu şirket grup neden böyle oldu?Metal dünyasının devi bu albümde dev aynası yanılsamalarıyla ve trash metalciyiz ezelden mottosu ile albüm kayıt etmenin tekerrüründen midir bilinmez basiretsiz bir albüm yapmış. James'in o özlediğimiz vokali dışında ortada pek bir şey yok. Hele Unforgiven 3 ne ulan dediğinizi hem biraz sevinip sonra dumur olduğunuzu tahmin ediyorum. Bu ancak yeni nesil metalci kardeşlerimiz için "oğlum bak adam ne biçim riff bulmuş" ya da "Lars coşturuyor lan yine" gibi iç geçirmelerine mahal verecek bir albüm. St. Anger etkisi çok az kalmış. Karma bir albüm yapalım millet coşsun kıvamında bir albüm olarak kulağımıza tınlayan Death Magnetic içinde "Broken, Beat & Scarred" gibi "The End of the Line" gibi güçlü trash metal şarkılarını da barındırmıyor değil. Bir de sanki "Suicide & Redemption" adlı şarkı ile bu çağda kim 10 dakikalık şarkı yapıyor hey gidi hey diyen hatta bu duruma kıs kıs gülen bir Metallica var. Performanslarından dolayı hiç yaşlanmamış gibi görünselerde kalpleri ve ruhları eskisi kadar keskin değil Metallica'nın. Bunca edebiyata rağmen adamların çatır çatır albüm satıyor olması ise kaç senedir bazı grupların egemen oldukları yere rakip bir grubun gelmediğini ve artık olayın büyük bir reklamdan ibaret olduğundan da öteye götürmüyor.

Metallica-Death Magnetic(2008) (tıkla-indir-download)
(link için çılgın metalci kardeşim Lucas ff'ye teşekkürler/Thanks Lucas ff for links)