19 Mayıs 2009 Salı

Conor Oberst and the Mystic Valley Band-Big Black Nothing


http://www.mediafire.com/?out2ynmxkik

Conor Oberst git gide kan kaybediyor. Eğer olgunlaşmak böyle bir şey ise bazı müzisyenler hep çocuk kalmalı. Her ne kadar Conor'un durumu bir küçük onur bir küçük ibrahim durumu değil. Ama ne bileyim eski tadı yok. Neutral Milk Hotel feyzinden arınmış bir eğreti Jeff Mangum gibi söylüyor artık.Yeni albümünü edinmeme rağmen tam anlamı ile dinleyememem kesinlikle Conor'un suçu.

Dead or Alive- You Spin Me Round


http://www.mediafire.com/?yo5m1vzcayu

Bu günlerde Flo rida diye Timbaland benzeri bir çam yarmasının (84lüymüş yuhh) ırzına geçmekle geçmemek arasında samplelarını kullandığı parçanın aslı.
Ayrıca Dead or Alive'in vokali Pete Burns Morrissey ile ilgili bir anısı kalmış aklımda. Moz Pete Burns'e demiş ki böyle kürk felan giyersen senle bir daha asla konuşmam-selam vermem gibisinden bir şey demiş. Pete Burns benimkiler imitasyon desede Moz , Pete Burns'u kürk mantolu madonna olarak ilk gördüğü yerde defterinden silmiştir anında.
Bunu üzerine delikanlı Morrissey ağa beyimizden "Tomorrow" dinleyelim.

Yalın-Ben Bugün

Yanlış hatırlamıyorsam bir şairin gazetecilik yapıyor olması onun yaratıcılığını azalttığını ve saçlamasına neden olabileceği ile ilgili bir sözü vardı edgar allen poe’nun. Bu yüzden bende uzun zaman bloga yazmadığımda en afili şekilde dönmek ya da program takvimine uymak yerine tamamen alakasız bir şekilde dönüyorum her seferinde. Bu açıdan kimi blog okuyucuları tarafından oldukça saçma bir adamın kritiğini yazacağım. Evet, Yalın’dan bahsediyorum. Ben Bugün adlı 4. Albümü çıktı ve edindik-dinledik-kritik ettik.
Sezan Aksu’nun manevi oğlu ruh hali ile şarkı yazmaya devam eden Yalın “tekrarlardan tekrar” beğeniyor. Bu kez kendi tarihinin tekerrürden ibaret olmadığını göstermek için prodüksiyon ve düzenleme başında Alper Erinç var. Allah için Alper Erinç dinlenilir işler çıkartmaya çalışıyor. Genel piyasada sayılı adamlardan biri. Daha önce ki albümlerinde Kargo’nun gitaristi ve kimi şarkılarının yazarı Selim Öztürk Yalın’a kol kanat geliyordu ya da geriyordu. Ki bu yüzden daha önce ki düzenlemeler – kemanlar ve kimi başka yaylılar bariz bir şekilde Kargo’dan daha piyasası olan bir pop grubu olsa nasıl olurdu sorusuna Yalın doğmuş oldu denebilir. Mesela Yalın’ın “Ben bugün” adlı albümünden önceki albümlerde ki keman kullanımına ve tonuna bakın. Birde mesela Kargo’nun “renklerin içinde” gibi keman içeren parçalarına ya da “Aslı” nın bazı parçalarına bakın. Çünkü işin içinde hep Selim Öztürk vardı. Ve Selim Öztürk tabiri caizse kendisi gibi çok sade düzenlemeler yapan bir adam. Parçanın ana melodisini tetikleyecek unsuları içinde barındıran bir düzenleme yaparken- vokali de ön plana çıkarmak genel bir düzenleme tekniği onun için. Ama Yaln’ın yeni albümünde Alper Erinç koltuğa geçmiş ve şarkılar fazla renklenmiş. Tabiri caiz ise Yalın kendince en “piç” en “zıpır” belkide albümünü yapmış. Oysa bu zıpırlık insanda baygınlık verici bir hal alabiliyor. “Başka hayatların kadın’ı adlı şarkı bir sirtaki edası ile başlıyor. Hatta klasik sirtaki ritmi ama giderek hızlanan biçimde gelişmiyor. Sanki “Alpay” ve “Tanju okan” arasında seyretmeyi hayal ediyor. Ama acayip sıkıyor. “Uzaktan dünyalı” adlı tamamen saçma sapan bir şarkı. Zaten şarkının ismini görünce bana uzak Allah’a yakın ol dedim. Çoğu şarkıda gaza getirici bir arabesk davul ritmi ve matematiksel bir trambon melodisi peşi sıra. Zaten bazı şarkılarda bazı filmlerden olduğunu düşündüğüm trambon melodileri mevcut. Kemanlar yine benzer bir şekilde. Daha önce ortalıklarda konser kaydı olan “Ki sen” eski ve kötü kaydıyla en azından ruh sahibi bir pop şarkısıyken bu yeni hali tüm ruhunu prodüksiyona satmış. Pinhani’ nin “Ne güzel güldün” şarkısı da böyle heba olmuştu hatırlarsanız. “Terazi” adlı şarkının piyano melodisi çok tanıdık ama nereden bulamadım. Aklıma gelirse yazarım. Mesela geçenlerde Hande Yener’in Hipnoz albümünde ki çıkış parçasının ana melodisinin “Yes” in “owner of a lonely heart” dan arak olduğunu fark ettim. Ki Hande gözüne yıldız felan çiziyordu zaten,neyse. Zaten zaman zaman Yalın ben "lily allen" dinliyorum der gibi hissettim bazı şarkılarda hatta the fratellis bile inceden sezdim.“Ah be kardeşim” ise Kartel’in “Evdeki ses” in yandan yemişi. Çoğu parçada neredeyse detone olacak kadar sınırda söyleyen Yalın bunun yanından çok fazla şey söylemek istiyor. Bir sürü cümle kurup bunu bir müzik eşliğinde dile getirince şarkı olduğu yanılgısından hemen vazgeçmeli. Kusura bakma Yalın ama Prozodi'nin amına mart karı yağdırıyorsun.Üşüyen-üzülen-ümmüğü sıkılan dimağlar biz oluyoruz. Bazen sözlerini söylerken sıçıp iyice batıracak diye ben korkuyorum. Yalın kardeşim iyi güzelde sen Leonard Cohen değilsin. Onu geçtim Erkin Koray gibi ya da Barış Manço gibi ustalardan biraz ders al.Şarkılarını dinle.Çok fazla şarkı sözü yazmak seni çok iyi söz yazarı yapmaz. Ki kilişeleri kullanmak bile ustalık ister. Mesela “Bir tek sen eksiksin” gibi bir şarkı ne bileyim bana hiç içten gelmiyor artık. Şarkı sanki yalan üstüne kurulu. Sanki bir şarkı yazayımda millet bana romantik prens desin diye yazılmış gibi. Ve albümde ki “Bit pazarı” tamamen kofti bir şarkı. Albümde ki Diğer hareketli şarkılar gibi. Sözlerini geçtim ama müzikleri bile bayık. Dinletiyor ama ruha sinmiyor. Goran Bregoviç dinlemiş olabilir son zamanlarda Yalın. Ya da Shantel’in “Disko partizani” ile gogol bordello şarkıları (misal “start wearing purple”)gibi insanı zıplatan hoplatan anlamsız bir eşlik etmece oyununa sürükleyen şarkı bende yazayım ne olacak ki deyip “Bit pazar”ını yazdı. Çünkü aynı mantık. Hafif balkan popu tandansında gelişiyor şarkı. Ayrıca Yirövizyonda Norveçli eleman Alexander Rybak ‘ın “Fairytale” şarkısı ile benzer keman melodilerine sahip gibi gözüksede bunun nedeni de Alper Erinç olarak gösterilebilir. Bak senin şarkıya şu Norveçlilerin ki gibi bir keman solo atalım-koyalım. Hiç olmazsa şarkı çalıntı mı diye iyisi ile kötüsü ile bir reklam yapmış oluruz. Gibi bir sürü komplo teorisi üretilebilir. Çünkü durum buna müsait. Ayrıca bu Alexaonder Rybak ve bu şarkıda ki kemanları Patrick Wolf a benzetenlerde var. Yuh diyorum başka bir şey demiyorum. Patrick Wolf değil de Sea Wolf desen neyse... İşin kötüsü bir şeyi bir şeye benzetme hödüklüğünü her önüne gelen yapıyor. Bunun için ciddi anlamda 70leri-80leri-90ları yalayıp yutmak lazım. Şu şarkıda saz var la bu Neşet Ertaş dan arak demek gibi bir şey bu. Son olarak Yalın “Duyulurum” gibi bir şarkı yapıp albümü bitiriyor. Bence en iyi şarkıda bu son şarkı. Yalın ismi gibi yalın olmadıkça bu iş olmayacak. Yoksa imajla-saçla-başla bu işler olmaz. Bizde bıyıkda sakalda var ama bizide Yalın duymaz.

not: Tavisye olarak Yıldız Tilbe'nin bir Erkin Koray şarkısı olan "Anma Arkadaş"ı dinleyin.
Birde Ahmet şeker var. O da ilginç bir eleman dikkatimi çekti. "Sev beni sor beni" diye şarkısı var. Bunlar kesmezse Hediye Güven verelim. Ya da ilerde yazacağım bir başka kritik olarak jehan barbur a ne dersin!

12 Mayıs 2009 Salı

gelecek program















+ bir kaç albüm daha...

29 Nisan 2009 Çarşamba

Thy hand, belinda; darkness shades me:
On thy bosom let me rest:
More I would, but death invades me:
Death is now a welcome guest.

When I am laid in earth, may my wrongs create
No trouble ,no trouble
in thy breast,

When I am laid in earth, may my wrongs create
No trouble ,no trouble
in thy breast;

Remember me,
remember me,
but aaaaah
forget my fate,
Remember me !
but aaaaah
forget my fate,

Remember me,
Remember me,
but aaaaah
forget my fate,
Remember me !
but aaaaah
forget my fate.

26 Nisan 2009 Pazar

Ugly casanova-Cat Faces-Tüm kazanovalar çirkin tüm kediler miskin




my heart's stopped pumpin but my blood is still alive.
the rain hits the ground and the trees they dry it up.
my eyes wake up but my brain is sleeping fine.
one more thing for you and i to do before we shut our eyes
you blame me and i'll blame you, and we're both right.
cuttin cat faces in the pines.
they say his teeth are wood and they want pictures of him.
the rain hits the ground and the trees they dry it up.
my chain hits the wood and the wood it turns to dust.
i picture you as if you were a pine.
my heart's stopped pumping but my blood is still alive.
we're wood screws, all of our lives.
and we're wood screws, all of our lives.
well my heart's stopped pumping but my blood is still alive.
i lay down with the southern range.
swallows drop in and dash the sky,
tracing lines of cursive on the horizon.
cutting cat faces in the pines.
mark the path back to the point of departure.
two by two and four by four the pines they lay down,
and i lay down with the southern range.

Patrick Wolf-The Bachelor-Operada Yalnız Olmak


Vitrinde görüp çok hoşumuza giden bir urba, camekânın arkasından göründüğü gibi üzerinizde güzel görünmeyebilir. Çünkü satın aldığınız sadece elbisedir. Güzelliği satın alabileceğimizi sanmamız ise yanımıza kar kalır. Ruhu olmayan mankenin duyguları da olmayacağından güzelliği olduğu gibi yansıtır. Oysa bizim bedenimize göre biçilmiş bir entari ruhumuzun obezliğinden bedenimizde pot durabilir. Patrick Wolf ise eline ne geçerse üzerine giymeye meraklı bir çocuk-kadın-erkek-aşık-ölü.


“Battle” şarkısını kaydetmeden önce “Patrick Wolf” Black Flag’dan “Nervous breakdown” dinlemiş gibi yapıyor. İçine “henry rollins” kaçmış gibi görünsede bir gözüde duvarda ki yırtık Sex Pistols posterinde. Sid vicious ona göz kırpıyor. Sonlarına doğru birde “matthew bellamy “ çığlığı basıveriyor.Aman Allahım! “Vulture” ise Patrick’in Calvary tepesinde bağıra çağıra “Devo” şarkısı coverlamış halini anımsatıyor. Ama kendine özgü Dark wave çivilerini kendi eline kendi çakıyor. “who will” ile daha önce içinde “is it?” dediği yerden türküsüne devam ediyor.Kalbi kırık ama başı dik. Koro kullanımı yerli yerinde olsa da şahsen daha alengirli bir şey beklentimizi biraz mahcup ediyor.Çok koro çok Koro çok kullanıyor.Ona yakışsa da bu çoğulluk ve çokluk hissi onu şarkılarda tek tipleştiriyor.Bizide yoruyor. “The Sun Is Often Out” ile albümün aslında bir “soundtrack” olarak hayali bir film için yapıldığını fısıldıyor. İçinden “kronos quartet” çıkıyor şapkanın. Bazen eli “Klaus nomi”de bazen eli “Kitaro” ya kadar uzanıyor.”Damaris” ve “the Messenger” en net gösterge o açıdan. Çoğu parçasında uzak doğuya ait o melankolik haleti ruhiyenin tınıları mevcut zaten. Kullanılan değişik enstrumanlarda buna olanak sağlıyor.Bunlarda yetmezmiş gibi “Theseus” şarkısının ortalarından sonlarına kayarken kimi yerde birlikte sahne almışlıkları olan Owen Pallett’e yakınlaşarak “This is the Dream of Win & Regine" selamı veriyor. Zaman zaman “Took You Two Years to Win My Heart” vari dolaylamalarda cabası.” Hard Times” ile her şey var bir de oryantal koysam ne olur diyor.” Thickets” gibi bir şarkıda Braveheart izledikten sonra yazılıyor sanırım. Bir sürü albüm bir sürü film Patrick Wolf’un evinin zeminine saçılmış. Bir o kadar kitap ve altı çizilmiş cümle cabası. Zaten Patrick başından beri ulu önderi David Bowie gibi daldan dala konmaya çalışsada kendine biçilmiş elbiseleri reddedip zora koşuyor. Kurt içgüdüsünün cesur ve zor olana odaklanması gibi. “Only hungry for you” demek isteyeceğimiz bu albüm Ziyafetten aç dönen yetimlere çeviriyor bizi.


Seslerden örülmüş kızlık zarını hırslarla bozuyor.Bu durum bana şunu hatırlatıyor: “kızların masum kalması çok zordur. hepsi beş yaşına gelmeden kadın olurlar. entrika öğrenmek zorundadırlar. fitne, fesat öğrenmek zorundadırlar. kadınlık, hayalleri temiz kalmış kızların, içlerinin kirlenmesi demektir” gibi…
Patrick Wolf büyüdükçe içinde ki küçük ironik organik kız ve oğlan çocuklarını cinselliği ile deneyselliği arasında zedeliyor. Gözlerimiz müzikal şatafat ve arzularının mastürbasyonundan çok bir “London” bir “augustine” görmek istiyor. Onu biraz daha kendisi gibi olacağı zamanları gözlüyoruz.

David Bowie-Pat Metheny-This is not America -This is not a miracle


"this is not a love song" ya da "this is not real love" ya da "this is not enough" oysa "your love alone is not enough "

Bir sürü türevin türevi "not" edilecek şarkı varken "Barak yarrak Obama" ya ülkem semalarından şöyle bir şarkı göndermek isterim.Lobi faaliyetlerinin fon müziği olabilecek nitelikte bir şarkı olarak "This is not America". Her yerinden farklı okumalara müsait bir David Bowie & Pat Metheny altmetini.Usta bir gitarist ile çağdaş bir ozan bir araya gelirse ne olabileceğinin kanıtı.David Bowie'ye hayran bırakan ince seçici geçirgen sözler cabası(this is not America-this is not a miracle)

A little piece of you
The little peace in me
will die
For this is not America
(sha la la la la)

Blossom falls to bloom
This season
Promise not to stare
Too long
For this is not a miracle

There was a time
A storm that blew so pure
For this could be the biggest sky
And I could have
The faintest idea

Snowman melting
From the inside
Falcon spirals
To the ground
So bloody red
Tomorrows clouds

A little piece of you
The little piece in me
will die
For this is not America
(sha la la la la)

There was a time
A wind that blew so young
For this could be the biggest sky
And I could have the faintest idea

This could be the biggest sky
This could be a miracle
This could be ...


"This Is Not America" is a song from the soundtrack for the film The Falcon and the Snowman.
The track is the result of a collaboration between the jazz fusion Pat Metheny Group and rock singer David Bowie who provided the lyrics and vocals.


http://rapidshare.com/files/226141895/This_Is_Not_America.mp3.html

24 Nisan 2009 Cuma

Sende Mor Adamlar Görüyor musun?

The George Edwards Group

Tüm suç Bill Callahan'a ait. Ondan şarkılar dinlerken "Eid Ma Clack Shaw" ve yeni albümünü "adresine ulaşmayan intihar mektupları" gibi beklerken başka bir grupla tanışmış oldum.Sanırım aynaya her baktığımda Scott Walker'ı görme nedenim bu yüzden.Karanlık folk şarkılarının kırkı çıkmamış bebeklerin evinde dinlenmesi ne kadar sakıncalı ise http://www.dragcity.com/ den çıkan albümlerin bazılarını dinlemekte o kadar bildik bir acıyı göğsünüze çörekleyiveriyor.İşte "Wintertime" böyle bir şarkı. Karanlık Kış günleri.Lafım ona Bill Callahan bir nevi kader arkadaşı Jason Molina gibi tavan arasında unutulmuş bir düğünlük gibi beyazdan siyaha doğru devriliyor. Çınarlar kesildiklerinde gölgelerinin kendilerinden önce yere devrilmesi gibi.
Bunun yanında aşağıda henüz benim bile dinlemediğim şarkıları mektubun altına iliştiriyorum.


The Lampshades - Scotland

The Lampshades - Yenlo

The Lampshades - I'm So Different

The Lampshades - My Boyfriend's Band

Rock Plaza Central - (Don't You Believe The Words Of) Handsome Men (2009)

Rock Plaza Central - My Children Be Joyful (2006)

Rock Plaza Central - The Things That Bind You (2003)

Rock Plaza Central - I Hope You Live Long (2003)

voxtrot - trepanation party


the late call - linneathe late call

İyi şarkılar yapmanın ve albüm satmanın yolları

-Bu devirde Albüm satmak zor-Cenk Eren öyle diyor.Türkiye'de 100 bin satan çok büyük adamdır diyede ekliyor.Albümden para kazanmak zaten imkansız.Eddie Van Halen'in Michael jackson'un "Beat it" inde attığı kısa solo için 1 milyon dolar aldığı dönemler çok çok gerilerde kaldı.Burun kıllarınızla solo atıp, nefesli bir alet çalsanız bile artık bu imkansız.Neyse konuya dönelim.Malum, ülkemizde albüm satmak pek kolay değil. Bunun başlıca birkaç nedeni var denebilir.Aslında bir sürü neden dallanıp budaklanabilir.Dallardan birisinin bizim götümüze de haşırt diye girmesi muhtemel olabilir.Ama en önemlisi hiç kuşkusuz internet.(vay be ne tespit) Bir diğeri orijinal albüm alın diyenlerin bile orijinal albüm almaması. Ama bence en önemlisi insanları albüm almaya yitecek kadar heyecan oluşturamayan grup ve müzisyenler. Herkesin birbirini birilerine benzettiği-bu şunun çakması dediği bir ortamda pek bir heyecanın olması beklenemez zaten.Ayrıca kendi grup ve müzisyenlerimizi küçümsediğimiz çok açık. Açıkçası ben kişisel olarak ülkemizde ki grup ve müzisyenlerden orijinal ya da marjinal bir şey beklemiyorum. Bunun sebebi bunu yapacak potansiyellerinin olmaması değil. Bunun sebebi 90ların başında müzikal olarak artık her şeyin denenmiş olması sayılabilir. Bu açıdan ülkemizde ki grup ve müzisyenlerin iyi şarkılar yapması benim için ve sanırım çoğu dinleyici için yeterli bir beklenti. Hani şu “samimiyet” denen şeyin yeni çıkan bir çok grupta olmadığını düşünüyoruz ya. Eskiler zaten eskidi diye düşünmemiz ise ayrı bir konu. Söyleyecek,konuşacak,tartışacak o kadar çok şey var ki. Bu yüzden konuyu burada bitirip The Ting Tings ve The Virgins gibi gruplardan biraz 80lerden örnek vererek nasıl albüm satılır konusunu işleyelim. Satan albümün sırrı nedir gibi şeyleri açıklamaya çalışacağım.
----------------------------
Olaya taze bir örnekten, 2008’in minimal ama çok satan bir işinden başlayalım.Yok "Duffy" den bahsetmeyeceğim. The Ting Tings çok satmaktan ziyade Madonna’yı listede ki yerinden edince tüm müzik kanallarının pompası ile kendilerinden hayli söz ettirdiler. İ-pod reklamlarında bile onları duymamız yeterince yer edindiklerine delalet denebilir. Sonra festivaller,defileler ve şov programları derken aldılar başlarını gittiler.Bu iki kişiden oluşan müzik grubunu listelerde parlatan şey neydi?
1-Biri erkek biri dişi olunca iş yapması kolay oluyor. İnsanların zihninde The White Stripes hoş ama sonradan uyuz eden bir hale gelince daha pop bir grubun başarı yakalaması kaçınılmazdı. Zaten şu anda içinde kız olan gruplar çok revaçta. Müzik şirketleride bunu çok önemsiyor. Ne demişler : "at gibi yarrağın olacağına fındık kadar yarığın olsun". Eee haksız bir lafta sayılmaz bu.
2- Akılda kalıcı pop melodilerini iyi tespit edebilmeleri ve bundan şarkı düzmeleri-şarkı düzenlemeleri ayrı bir yetenek.
Sonuçta Nirvana bile bir pop grubudur nihayetinde. Sadece biraz daha sertleştirilmiş hali. Bu yüzdende The Wrestler filminde Mickey Rourke ‘un dediği gibi Kurt ne zaman ortaya çıktı müzikte bir ucubeleşme dönemi başladı. Bunun sorumlusu Kurt Cobain olmasada.
Ama her şeye rağmen pop melodileri en sevilen tüm şarkılarda mevcuttur değil mi? Lakin The Ting Tings bu melodileri kendi bulmuyor ya da oluşturmuyor. Geçmişin tozlu arşivlerinden nadide şarkılardan en vurucu kısımları cımbızla çeker gibi çıkarıp alıyorlar.
Şimdi o pek meşhur şarkıları “that's not my name” in aslında pek bir arak şarkı olduğunu söylesem. Eğer “Toni basil” in “mickey” adlı 1982 de çıkan parçasını dinlerseniz ne demek istediğimi anlamış olursunuz. Parçanın en vurucu ve akılda kalıcı yerleri resmen sömürülmüş.
Zaten albümde kendini dinlettiren her şarkı bir yerlerden tanıdık geliyor. İşte bunun sebebi parçaların en hassas yerlerini almaları. Her ne kadar Franz Ferdinand’ın “Take me out” u arak olsada The ting tings “shut up and let me go” da “Take me out” dinamiklerini şarkının içine yediriyor. Birde The white stripes “seven nation army” vari bir klip işin cilası oluyor.
Şu an ismini hatırlamadığım bir parçası “smells like teen spirit” bir parçası da Sia’nın “breathe me” gibi başlıyor.
Bu demek oluyor ki insanların aklında yer etmiş sesleri ve riffleri şarkılarda kullanmak insanlara eski bir dost ile yeniden karşılaşmak gibi geldiğinden bundan memnun oluyorlar. Ve şarkılarınız tabiri caizse “tutuyor”. 10 şarkılık albümün hemen hemen her yerinde tanıdık melodiler mevcut. Sıradan ve Slogan sözler ile bu birleşince bir çok kişiyi tavlamanız zor olmuyor. Ama dikkat ederseniz bu araklama işini birbirinden ayrı tarzlarda ki gruplardan yapmanın daha faydalı sonuçlar doğuracağını görmüş oluruz. Çok iyi bir arşivinizin olması şart. Bu açıdan danışmaya müracat ediniz.
--------------------------
Ve The ting tings kadar olmasada yeterince pop bir iş yapan The Virgins gerek şarkılarında ki funk yapı ile gerek klipleri ile biz “harbi piçiz” diyorlar. Oysa ki “Rich Girls” adlı şarkıları 80lerde önemli hitler çıkaran ama müzik tarihinin balık hafızalı olması yüzünden unutulan Hall & oates “maneater” şarkısı ile Pulp Fiction Soundtrack’in de de bulunan “Kool & The Gang” in “Jungle Boogie” sinin bir karışımı. Şarkıları dinleyip nasıl bir karışım olduğunu görmek zor değil. Keza albümde ki parçalardan bazıları ya “A-ha” dan alınmış bir melodi ya da “Human league” dan kotarılmış minimal ama keyifli tınılar. Çocukların kafası iyi çalışıyor ki bunu “teen lovers” adlı parçada da ortaya koyuyorlar. Melodi tanıdık geliyor değil mi?
------------------
Bir çok albümü örnek vererek bir çok şarkının orjininin aslında nereye bağlı olduğunun altını çizebileceğimi düşünüyorum ama buna zaman yetmez. Esinlenmek daha doğrusu feyz almak her ne kadar doğal bir seleksiyon isede bunun intihala kayması iyi değil. Çünkü bu müziğin gelişimini engelleyen ve heyecanı yok eden en temel sebep. Türkiyede buna en iyi örneklerden birisi "Teoman" sayılabilir. Ki ona şarkı veren Barlas bile epey arakçı bir arkadaşımız.Mesela Özlem Tekin'e verdiği önemli şarkılardan biri olan "Aşka dair" neredeyse
"Robert miles"ın Trt fon müziği olarakta bilinen "fable" şarkısından kopta gel bir çalışmadır. Yeni seslerin ve yeni söz yazma biçimlerinin gelişmesi ancak geçmişle kesişip ondan öteye geçmekle olur.Size 'Derek william dick' namı diğer Fish (Marillion)gibi ya da Morrissey gibi ya da bob dylan gibi ya da jason molina gibi söz yazın demiyorum. Ya da Yasemin Mori gibi ortaya karışık cümleler koyun da demiyorum. Ya da "Sakin" gibi. Çünkü küçük gruplar ve genç müzisyenler işin başında müzik yapmaktan çok mesaj vermeye çalışırlar. Ya da Ogün Sanlısoy'un "Büyüdük aniden" adlı 2009 yapımı şarkısı gibi "wonderwall"un yandan yemişi gibi başlayıp sonra demogojik sözlerle tribüne oynamaya çalışmayın. Ya da lan yeni şarkılar hiç içten değil. Baksana Ayla Dikmen "Anlamazdın" nasıl bir parça diye kendinizi kandırmayın.Çünkü samimi diye düşündüğünüz şeylerin aslında hiçte samimi olmadığını görürsünüz.Ayla Dikmen "Anlamazdın" ın Dusty Springfield'ın icra ettiği "You Don't Have To Say You Love Me" ile aynı kandan olduğunu görünce.
-------------
Yarın bir gün “Yazoo” nun “Don’t go” sunu bir dance rock grubunda ya da “orchestral manoeuvres in the dark” ’ın (OMD) bir şarkısını bir post punk grubunda ve ya “Junior” ın “mama used to say” ini bir yeni nesil soul-gospel-funkçı da ya da İcehouse’un “hey little girl” ü yeni nesil new wave grubunda bir şarkı olarak görürsem pek şaşırmam. Çünkü fazla bilinmeyen ama melodi olarakta unutulmayan grupların yeniden yeniden evrilişini hep beraber göreceğiz. Gönül ister ki birileri “Toto” nun “rosanna” sı gibi şarkı yapsın. Ya da “Dee C. Lee” nin “see the day” gibi orkestrasyonlar ortaya koyabilsinler. Bu açıdan genç müzisyenlere bol bol 80ler dinlemelerini tavsiye ederim. Çünkü günümüze adapte etmeye en muntazam dilim 80lerin müziğinde saklı denebilir.
------------------------
Ülkemizde ki çoğu müzisyenin ve grubun en büyük eksiği iyi bir dinleyici olmamasından kaynaklanıyor bu açıdan. Müzikal klişeleri bilip ona göre davranmaktansa klişeleri yıkmaya çalışmak gerek. Durum böyle olunca yeni nesil pop ya da rock gruplarının yeni şarkılarına bakarsanız sürekli “param yok” gibi kelimeleri şarkılarında kullandıklarını- krizi bu açıdan değerlendirmenin kendilerine para kazandıracağını düşünüyorlar sanırım. Bu tarz klişelere ya da duygusal aşifteliklere kaymadan müzik yapmak emin olun zor değil. Diğer yandan bohem indie grubu gibi davranmaktanda vazgeçmek gerek. İstanbullu bir çok grubun bu havası beni epey güldürüyor. Tamam, yaptığınız şeyi önemseyin ama kimse daha önce bunu yapmadı gibi pozlarda kesmeyin.
Müzisyen olmanın insan olmaktan önce gelmediğini bilerek müzik yapmanın en büyük samimiyet olduğunu bu açıdan unutmayın.
Gönül ister ki Black'in "wonderful life" ı ya da Crowded house'un "Don’t Dream It’s Over" ı gibi huzur veren parçaların yanında "dance of the bad angels" gibi özel şarkılar yapacak içten müzisyenler yetiştirebilsek."Forget Her" gibi şarkılar yazıp albüme koymasak. Bu uzun ve abudik gubidik yazıda her ne kadar albümde ki şarkıların tutması için yollar göstersemde(zaten siz bunları biliyorsunuz-siz her şeyi biliyorsunuz zaten sayın okuyucu) iyi bir şarkı yazmanın hala bir formülü yok.

23 Nisan 2009 Perşembe

Çürümek

Televizyon kanallarını dolaşıyorum.Tek elimle tütün sarıyorum.İçerde çay kendini demliyor.Pek keyfim yok.O da birikmiş bulaşıklardan olsa gerek.Pete Burns karşıma çıkıyor bir kanalda.Bülent Ersoy'a benziyor gün geçtikçe.Transenksüel biçim bazen ilginç hale gelebiliyor. Hele ki 80lerden bu yana estetik oluyorsanız.Bir kanalda eşcinsellikten bahseden bir program.Man and Wife dı sanırım.Bir kanalda tokatçı Ali Kırca. Bir başka kanalda ülkenin en katakulli gazetecisi Mehmet Ali Birand. Ben A.D.D den katılıyorum diyen çocuğa söz veriyor. Ergenekon diyor. Hakkında hiç bir fikri yok yavşağın. Oraya elindeki metni okumak için çıkmış.O da çağdaş yaşamı destekleyen tribinde. Muhtemelen karı kız için bunca demogojik laf salatası. Ha birde özel bursu kesilmesin diye. Bu arada konuşması biten bir başka kofti solcu yanında ki kıza Deniz Gezmiş edası ile bakıyor. Çıkışta bir şeyler içelim der gibi. Tırnakları çekildi bizimkilerin diyor. Oturunca tırnağını yiyor. O kadar çok kofti solcu görüyorum ki programda olsamda şunlara bir ayar versem diyorum. Sağcı olduğumdan değil. Ama bakıyorumda Alperen ocaklarından gelenler çorak Anadolu çocukları. Söylediklerine ciddiyet veriyorlar.Sağı ile Solu ile kardeşlerimiz öldü diyor.Kendini devrimci sanan bir kız türkan saylan vari bir gülümseme ile onu küçümsüyor.Tam Türk filmlerinde ki kötü kadın profili. Böyle biri ile sevişen bir erkek daha sonra sol eliyle evlenir.Öykü ve Berk'i görüp hafif kıllanıyorum dememe kalmadan gitarını yıllardır görmediği cinsel oraganı gibi kaşıyor.Dışarda mor bir yağmur yağıyor. İçerde hicran yarası.Üstüm başım tütün kokusu. Dedemin teki ben 70lerde halk partisinide gördüm,tarladan patatesleri aldılar,karne ile alıyorduk her şeyi diyor. Herkes Kriz diyor ama konuşmaktan başka bir şey yapmıyor. Televizyonlar millete ayar veriyor. Sanki onlar beynimizi yıllardır sikmemiş gibi. Emil michel cioran bana bakıyor ve çürüyoruz Şehirli Derviş diyor. Herkes Atatürk deyip puan topluyor. Ergenekonu hafife alan orospu çocukları cabası. Canı sıkılan zaten hükümete çatıyor. Hükümet canı sıkılana birde oral seks yapsa herkesin gönlü ferahlayacak.Mizahi algımız one minute olarak çalışıyor. Hiç kimsenin bir şey bildiği yok. Herkes bol konuşup bol sikişmek bol yemek derdinde. İkiyüzlüyüz. Hepimizin toptan amınakoyum.

21 Nisan 2009 Salı

Dar Alanda Kısa Paslaşmalar ve Turgut Uyar

Çok sevmiştim be abi...
"Bak koçum, belli olmuyor ama benim bir tek kulağımın arkası kaldı. Artık acı çekmekten ve acı çektirmekten zevk almamayı öğrendim. Sevgililer ----- bizim olanlar ve olmayanlar hepsi iz bırakır. Bu izler şimdi seninki gibi çok derinini çiziyor. Hepsi kalır. Ama inan yeni izlerde olucak, yaşlıları düşün sanki herşeyi bilirlermiş gibidirler ama öyle değil. Ne kadar acı çekersen çek şunu hiç unutma çizilecek bi yer hep vardır ve çizecek bi yer. Ressam olur bazıları başkalarının kalbini kazıya kazıya ya da resim olurlar senin gibi kazına kazına...
--------------------------------------------------------------------------------------------
Senin için kelimelerim bitti.
Sen bitirdin.Biliyorum, bazen seninleyken bile böyle düşünürdüm. Anlamadığımı düşünürdüm. Kendi elimle seni kaybettiğimi. O zaman ölmek gelmişti içimden, geberip gitmek. Bu aralar yine oluyor ama kimse yok ki, kimi kaybediyorum? Niye hâla böyleyim, bilmiyorum.
Seni diyemiyorsun di mi? Seni özledim demiyorsun. Her zaman kraliçelik peşindesin. Hep ulaşılmazsın. Halbuki ben o kadar çok şeyi özledim ki unutuyorum bazen, artık fark etmez diyorum. Dünya artık böyle benim için; sen yoksun, yoktun zaten. Bunu niye yapıyorsun? Aklımı karıştırıyorsun. Bu iş bitmedi mi ha? 5 yılımı senin için harcamadım mı? Ben yapamam, hem senle hem sensiz olamam. Ne yapalım? Ben böyleyim. Ben gidiyorum."


Halbuki korkulacak hiç bir şey yoktu ortalıkta
Her şey naylondandı o kadar
Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı.
Ama geyikli geceyi bulmadan önce
Hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk

Geyikli geceyi hep bilmelisiniz
Yeşil ve yabani uzak ormanlarda
Güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan
Hepimizi vakitten kurtaracak

Bir yandan toprağı sürdük
Bir yandan kaybolduk
Gladyatörlerden ve dişlilerden
Ve büyük şehirlerden
Gizleyerek yahut döğüşerek
Geyikli geceyi kurtardık

Evet kimsesizdik ama umudumuz vardı
Üç ev görsek bir şehir sanıyorduk
Üç güvercin görsek Meksika geliyordu aklımıza
Caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları
Kadınların kocalarını aramasını seviyorduk
Sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz
Bilir bilmez geyikli gece yüzünden

"Geyikli gecenin arkası ağaç
Ayağının suya değdiği yerde bir gökyüzü
Çatal boynuzlarında soğuk ayışığı"
İster istemez aşkları hatırlatır
Eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş
Şimdi de var biliyorum
Bir seviniyorum düşündükçe bilseniz
Dağlarda geyikli gecelerin en güzeli

Hiçbir şey umurumda değil diyorum
Aşktan ve umuttan başka
Bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı
Belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor

Biliyorum gemiler götüremez
Neonlar ve teoriler ısıtamaz yanını yöresini
Örneğin Manastır'da oturur içerdik iki kişi
Ya da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek
Öpüşlerimiz gitgide ısınırdı
Koltukaltlarımız gitgide tatlı gelirdi
Geyikli gecenin karanlığında

Aldatıldığımız önemli değildi yoksa
Herkesin unuttuğunu biz hatırlamasak
Gümüş semaverleri ve eski şeyleri
Salt yadsımak için sevmiyorduk
Kötüydük de ondan mi diyeceksiniz
Ne iyiydik ne kötüydük
Durumumuz başta ve sonda ayrı ayrıysa
Başta ve sonda ayrı ayrı olduğumuzdandı

Ama ne varsa geyikli gecede idi
Bir bilseniz avuçlarınız terlerdi heyecandan
Bir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlarda
Kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında
Büyük otellerin önünde garipsiyorduk
Çaresizliğimiz böylesine kolaydı işte
Hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız
Örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk
Yahut bir adam bıçaklasak
Yahut sokaklara tükürsek
Ama en iyisi çeker giderdik
Gider geyikli gecede uyurduk

"Geyiğin gözleri pırıl pırıl gecede
İmdat ateşleri gibi ürkek telaşlı
Sultan hançerleri gibi ayışığında
Bir yanında üstüste üstüste kayalar
Öbür yanında ben"
Ama siz zavallısınız ben de zavallıyım
Eskimiş şeylerle avunamıyoruz
Domino taşları ve soğuk ikindiler
Çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık
Gölgemiz tortop ayakucumuzda
Sevinsek de sonunu biliyoruz
Borçları kefilleri ve bonoları unutuyorum
İkramiyeler bensiz çekiliyor dünyada
Daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum
Oturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorum
İyice kurulamıyorum saçlarını
Bir bardak şarabı kendim için içiyorum
"Halbuki geyikli gece ormanda
Keskin mavi ve hışırtılı
Geyikli geceye geçiyorum"

Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum.

Sinem Saniye

Bu aralar o kadar fazla Türk isimli yabancı görüyorum ki ortalıkta.Üstelik bunlar benzerleri ile kıyaslanınca sadece pazarlama hatalarının sonucunda tanınamıyorlar gibime geliyor.Bu da yeni nesil bir kızcağız.Hİç fena değil.

The Chameleons-What Does Anything Mean, Basically?


http://www.myspace.com/thechameleons

Daha önce demiştim diye hatırlıyorum.Yeni nesil Post punk grupları aslında sadece kötü bir taklit.Cilalanıp,allanıp,pullanıp bize sunuluyor. Sadece İngilterede 80lerde yüzlerce post punk grubunun garip bir şekilde unutulup gittiğini söylesem!70lerin sonlarına hiç girmiyorum.Eğer bir gün Türkiyede birileri Post Punk grubu kurmaya niyetlenirse kapımı çalsın. Her türlü yardımı verebilirim müzikal olarak. Hatta bir gün bu konuda ki bestelerimi vitrine çıkaracağım kısmetse.
İşte bu açıdan beni yüreklendiren sözleri-kapakları ve hemen hemen çoğu yeni nesil post punk grubu severlerin pek bilmediği bir gruptan "The Chameleons"dan bahsetmek gerek."Second Skin" dinleyin mesela.Ya da "Tears"ı.İnterpol bu grubu örnek almış gibi bir geyikte var ortalarda ama siz millete aldırmayın.İnterpol en fazla ilhamı Nirvana'dan alıyor.Evet,şaşırmayın gerçekten.Neyse bunu başka zamana saklayalım. Ian ölmeseydi acaba Joy Division'da böyle unutulup gider miydi?Büyük ihtimalle ara sıra hatırlanan bir grup olurdu.Evet,öyle olurdu.